17 Temmuz 2017 Pazartesi

İnci Dakikaları - Sezai Karakoç - Cevher Kara

Sezai Karakoç - İlk - Cevher Kara


Tezgâh Fanzin Şiir Okumaları 1 (Turgut Uyar)




1

  1. Meymenet Sokağına Vardım, Abilmuhsin Özsönmez,
  2. Acının Coğrafyası, Usame Söylemez,
  3. Karşılıklı Çekilmişti Duvarlar, Halid METİN,
  4. Hasan Mutluluğu, Ufuk AKBAL,
  5. Su Yorumcularına, Mahmut Nesip BASMACI,
  6. Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiir, Volkan ÇAKIR,
  7. Münacat - Turgut Uyar, Cevher Kara,
  8. Bir Barbar Kendin Tartar Bir Barbar Aşağlarda, İsmayıl Sakin,
  9. Yaralı Olduğunu Sanan Birisinin Hüznüne Gazel , Enes Malikoğlu


İlk Buluşmalar - Arseny Tarkovsky - Cevher Kara

Bir İntihar Akşamı Üstüne Söylenti/Turgut Uyar/Cevher Kara

15 Ekim 2016 Cumartesi

bir sütlü manyak/cevher kara


seherle sürersin saçını zehre
bu ilmektir kimin için işlersin?
ilmek dedim, belki kuyuya kement?
güzel, rehâ vermiş görülmüş değil.

kornalar seni eriten taşlardır
bakışlı ağ, üzerinden inmeyen
bilirsin bilmelisin umut olmak
ümidi vermekten bile fenadır.

tiz bir sestir, titrer değdiğin çeper
çarparsın kirpiğinle deminlere
kulağına okursun yelkovanın:
"senin adın giyotin senin adın…"

yamacına bir taş atarsam iflah
olmam sensiz de senle de hiç
diyelim senin de gönlün var bende
varoluş bir saldır biz’i taşımaz.

pusulasızdır yola çivili göz
hava gözlem dolu, sırt ise soğuk
parmak titrer uzanırken çubuğa
çakmak nereye gitti sen de mi töz?

sâkin terki-i edepten gözlerin
çıkında en tatlı lokmam senindir
fakat işgüzarlık gibi olmasın
aç mısın, bu tikeye göre mi dişin?

Tetirbe Fanzin, Sayı:2

28 Nisan 2016 Perşembe

t u t u n a m a !*

ve ey,
eşyalarına alışamayan, yadırgayan onları. herkesin belirli bir işle uğraştığı bu kocaman dünyada yalnız başına oradan oraya sürüklenen canım kardeşlerim benim. kendine ve bilemediği, tanımlayamadığı şeylere acıması artanlar. okumaya fazla düşkün olmadığı için, sadece kitaplarda isimlerini görmekle yetindiği filozofların, kafasında birbirine karıştığı; necmettin’in notlarından aklında kalan cümleleri hatırlamaya çalışılanlar. bir daha deneyenler. üzülüp o sözlere; kendi kendini yiyenler. gene de iyi niyetle bir daha deneyenler. hayata dayanamadığı için espri yapanlar. ahlâk düşkünleri gibi doğru yoldan sapanlar. bütün kurtuluş yollarını kapayanlar. vazgeçenler; bütün insanlığın önünde eğilerek özür dileyenler: sahneye yanlışlıkla çıkarılanlar. “ne yapmalı” diyenler; kendini yeterli görmeden. “ne için yeterli? her şey için” diyenler. Kendi kendilerine bile sahtekârlık etiklerine inanlar; kendi kendisini dolandıranlar. içinden başkalarına hak verip; suçu kendine yükleyenler -her zaman olduğu gibi-. artık, konuşmaya hiç hakkı kalmadığına inananlar. büyük ve güzel şeylerin hasretiyle kavrulanlar. hiçbir güzelliğin içine girmesine izin vermemekten yakınanlar. sokaklarda sarhoş gibi ne yaptığını bilmeden kayıp gidenler. bir devamlılık halinde anlatılmaz duygulara kapılanlar. kendine, neye benzediğini sorup duranlar. kötü yetiştirilenler. güzeli ifade gücünden yoksun bırakılanlar. ancak “tıpkı filmlerdeki gibi” diyebilenler. -ne acıklı değil mi?- kendini, iyileşmeye başlayan bir hasta gibi hissedenler. kucaklamak isteyenler: ölümü ve sonsuzu. ilerde ışıyacak yamalı yıldızlar. hep sonunda kötü bir şey olur korkusuyla yaşayanlar. dünyaya bir daha gelişinde çocuk ve korkusuz yaşamak isteyenler. -büyümek, yalnız tutunanlara gerekli.- ikinci gelişinde çırıl çıplak dolaşacaklar. -kelimenin bütün anlamıyla çırıl çıplak.- elleri boşta kalıp, tutunamıyanlar toprağa. anlatamıyanlar anlatılamayanı. doğdukları günden beri kalbinde bir delik olanlar: almak için bütün sızıları içine. erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkaranlar. dişilerini de aynı sesle çağıranlar. avlanması çok kolay olanlar. anlayışlı bakışlarla süzülünce, hemen yaklaşanlar. tutulup öldürülmeleri işten bile olmayanlar. başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılıp her tarafları yara bere içinde kalanlar. bazı yufka yürekli insanlarca, ev hayvanı olarak beslenmeleri denenip, fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çok zor olanlar. beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldıran ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmeyenler. evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirenler. yalnızlığını kelimelerle besleyenler. kelimelerin anlamını bilmeden önce tanıdıkları yalnızlığı, kelimelerin içinde yetiştirenler. eski yaşantılarının hastalığından yeni kalktıkları sırada, aldırışsız kelimeler konuşurken, eski yaralarının, eski kelimelerinin göğüslerine saplandığını duyup, birden; susup kalanlar. kelimelerin, yalnızlıklarını yaşamalarına izin vermedikleri. her yandan kuşatılıp saldırılanlar. kullandıkları kelimelerin de dönüp kendilerini ezdiği, soluksuz bıraktığı. sonra, yataklarından fırlayıp birden; bütün kelimeleri ve yaşantılarını ezenler; ayaklarının altında. güneşe çıkanlar. güneşin, gözlerini acıttıktan sonra perdelerini kapayıp kelimelerin karanlığına dönenler. birtakım kelimelerin kendilerin bağışladığı: aralarında gene yaşamalarına izin verdikleri. o kelimelerle birlik olup başka kelimelere amansızca saldıranlar: aşağılayan, ezen, soluk aldırmayan kelimelere. yenen, yenilen; sonunda gene yenilen kelimelere. yalnızlık hep orada kendilerini beklediği. büyük kelimelerden her zaman kaçınan ama büyük kelimeler kullandıklarını da görenler. küçük kelimeleri kendilerine yakıştıramayanlar; oysa küçük kelimelerle suçlanan ve kendilerini küçük kelimelerle savunanlar. bütün insanların, ellerini uzatarak işaret parmaklarıyla suçladıkları; herkese ihanet etmiş olanlar. ilk gençliklerinin bunalımlarına aldırmadan (belki de bunalımlarının verdiği bir güçle, belki de bunalımlarına ümitsizce karşı koymak isteğiyle, belki de bunalımlarını toptan inkâr ederek) toplumsal savaşa katılan o adsız kahramanlar. kişilerin bir yerde onlara dair yanıldıkları -bu yeri kendileri de bilmemektedir-. günahlarının yükünü taşıyacak gücün, kendilerine verilmediği. ölümün bile adlarını duyurmaya yetmeyeceği insanlar. herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, mezarlarını otlar bürüyecek olanlar. -mezarları bir kenarda kalmasa bile, büyük ve muhteşem anıtların arasına sıkışıp kaybolacaktır.- cennetteki muhallebicide de garsonun kendileriyle ilgilenmeyeceği kişiler. ağız tadıyla bir keşkül yiyemeden masadan kalkacak olanlar. gene de garsona bir bahşiş bırakmak zorunda kalacak olanlar. hayattan çıkarı olmayanlar, hayatı çıkmaza sürüklenenler. kendini beğenmişliğin cezasını daha bu dünyadan çekmeye başlayanlar. sıkıntılarını kimseyle paylaşmayı bilmedikleri için, yalnız başlarına ıstırap çekenler. duygu alışverişinden nasipleri olmayanlar. duygusuz, hareketsiz, tatsız bir hayat yaşadıkları sanılanlar. ıstırapları, ne yüzlerindeki çizgilerden ne de saçlarının beyazlaşmasından anlaşılmayanlar. çektikleri acılarla, yüzlerinin buruşmasına, saçlarının beyazlaşmasına izin verilmeyecek olanlar. güldükleri zaman sevinçli, ağladıkları zaman kederli oldukları sanılacak olanlar. hayattan çıkarları olmadığı asla kabul edilmeyenler. -böyle bir yanlışlığa düşülmeyecektir.- aslında, hayattan çıkarları olduğu ispat edilenler; çıkarlarını korumak için canları çıktığı halde, bunu beceremedikleri için, çıkarlarıyokmuşdabirşeybeklemiyormuşçasınagillerden göründükleri yüzlerine vurulanlar. bu saldırılara bir karşılık bulamayanlar. kendilerini yokladıkları zaman, bütün ileri sürülenlerin gerçek olduğunu, hayatlarını boş yere harcadıklarını, ne yazık ki artık çok geç kaldıklarını açık ve seçik olarak görenler. işte o anda dahi, delice bir harekette bulunmalarına, anlamsız bir hayatı anlamlı bir şekilde bitirmelerine göz yumulmayanlar. kendilerini öldüremeyenler. böyle bir davranışın bütün yaşantılarıyla çelişki içinde olduğu, gerçekle bir ilgisi olmadığı: kendilerini öldürürlerse, onlar hakkında varılan isabetli yargıları çürütmek için gene boş bir çaba göstermiş olacakları kendilerine anlatılanlar. bunun da kendileri için hiçbir şeyi değiştirmeyeceği kişiler. Bu rezilliğe de katlanarak sürünmeye devam edecek olanlar. Çolak ve topal deli erk e ile selim ışık ve onunla birlikte bar kızı erk  kendisine yüz vermedi diye intihara teşebbüs ederek beynine iki kurşun sıkan fakat ancak kafatasını delerek alay edenlerden kurtulmak için bütün hayatınca yolda kalpak giyerek dolaşmak zorunda kalan meyhaneci erk  ve onunla birlikte ortaokulda kekemeliği ve garip mistik düşünceleriyle arkadaşlarının alay konusu olan ve şimdi havagazıyla intihar ettiği için ölmüş bulunan ve evlerindeki şecere ağacında taze yağlı boyayla yeni boyanmış yeşil, titrek bir yapraktan ibaret kalan erk  ve erk ’la birlikte annesi rus babası erk ed olan ve sınıfta ve bahçede paltosunu hiç çıkarmayan ve daima gözlüğü ve paltosuyla ilkokul birinci sınıf çocuklarıyla top oynayan ve gâvur diye ve kambur diye horlanan erk  ve erk ’la birlikte zeki ve siyah gözleriyle bana hep muhabbetle bakan ve yedi kardeşiyle ve annesiyle ve babasıyla ve teyzesiyle ve dayısıyla evkaf apartmanının en üst katında labirent gibi karışık koridorlardaki yüzlerce odadan sadece birinde oturan ve sınıf birincisi olduğu halde ilkokuldan sonra elektrikçi çıraklığına başlayan erk  ve onunla birlikte bütün gülünçlüğüne rağmen aşağılığı sefaletinden ve sefaleti aşağılığından ileri gelen mimar cemil (uluer) turan ve mimar cemil’le birlikte sakat olduğu için hiç yürümeyen ve hep altını kirleten ve misafirler görmesin diye ve sosyetik annesi rahatsız olmasın diye yaz kış balkonda tutulan ve hep bağıran ve altına yapan ve güzel yüzüyle ve akıllı sözüyle beni büyüleyen ve balkonda yerde kendini oradan oraya atan zavallı erk  ve onunla birlikte bodrum katta evdeki yedi ve bahçedeki yirmi yedi kedisiyle yaşayan ve kimseye zararı dokunmayan ve ölmüş kocasını unutamayan rus madam ve madamla birlikte yirmi iki yaşında veremden ölerek bizleri ve ailesini elemlere boğan ve albay sait beyin biricik oğlu ve liseden dört defa kovulmuş olup sanatoryumdan altı kere kaçan ve yağmurlu bir ilkbahar akşamı hastaneden son kaçışında ıslak elbiselerini çıkarmaya fırsat bulamadan kanla boğulan erk  ve onunla birlikte basit bir kamyon şöför muaviniyken lastik karaborsasından zengin olarak genç yaşında kumar denen illete tutulan ve bu uğurda servetini ve dostlarını kaybeden ve karısı ve kızı ve oğlu tarafından erk edilen ve meteliksiz kalan ve bir gün bir kahve köşesinde kendini vuran ve eski ve samimi aile dostumuz erk  ve erk  beyle birlikte, erk  beyle birlikte olmaktan muhakkak gurur duyacak olan ve elkapısında dünyaya gözlerini açıp ve kaderi ve mesleği hizmetçilik olan ve komşumuz saffetlerin üçüncü hizmetçisi kezbanlar ile birlikte yargıç kürsüsünde oturacaklarını sananlar. Mahkemede, suçlu sandalyesinde, bilerek ya da işledikleri suçları bilmek zahmetine katlanacak kadar dahi düşünmediklerinden bilmeyenlerce, eziyet edilen, hor görülen, aşağılanan, ihmal edilen, aldırılmayan, unutulan, kötülenen, alay edilen, ıstırabı paylaşılmayan, küçümsenen, çaresiz bırakılan, yalnız bırakılan, erk edilen, baskı yapılan, istismar edilen, ezilen, cesaretleri kırdırılan, iyilik edilmeyen, değer verilmeyen, korkutulan, yaklaştırılmayan, küçük kalabalıkları hava sızdırmayan tabakalar halinde üst üste sarılan, nefes almaları dahi engellenenler ve bu suçları işleyenleri karşılarına oturtacaklarını sananlar. onlara; “hesaplaşma günü geldi. şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. biz fakirler, zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. ve çıkarınıza baktınız. hatta gene sizlerden, sizin gibilerden, büyük düşünürler çıktı ve bu kitapların bizleri uyuşturmak için yazıldıklarını ileri sürdüler. biz zavallılar, ya bu düşüncelerden habersiz kaldık, ya da bunları yazanları bizden sanarak alkışladık. yani uyuttular alkışladık, uyandırıldık alkışladık. her ne kadar bugün siz suçlu, biz yargıç sandalyesinde oturuyorsak da gene acınacak durumda olan bizleriz. esasında, sizleri yargılamaya hiç niyetimiz yoktu; sizin dünyanızda, o dünyayı bizlerin sanıp yaşarken, hepinize hayrandık. sizler olmadan yaşayabileceğimizi bilmiyorduk. ayrıca, dünyada gereğinden çok acıma olduğuna ve bizim gibilerin ortadan kaldırılmamasının sizlerin insancıl duygularına bağlandığına inanmıştık. bu çok masraflı dünyada bir de bizlere bakmanız katlanılması zor bir fedakârlıktı. arada bir bize benzeyen biri çıkıyor ve artık yeter diyordu. onunla birlikte bağırıyorduk: artık yeter! bazen kazanıyorduk, bazen kaybediyorduk ve sonunda her zaman kaybediyorduk. onlar da sizler gibi onlardı. düzeni çok iyi kurmuştunuz. hep bizim adımıza, bize benzemeyen insanlar çıkarıyorduk aramızdan. kimse bizim tanımımızı yapmıyordu ki biz kimiz bilelim. gerçi bazı adamlar çıktı bizi anlamak üzere; ama bizi size anlattılar, bizi bize değil. tabii sizler de bu arada boş durmadınız. bir takım hayır kurumları yoluyla hem kendinizi tatmin ettiniz, hem de görünüşü kurtarmaya çalıştınız. sizlere ne kadar minnettardık. buna karşılık biz de elimizden geleni yapmaya çalıştık: kıtlık yıllarında, sizler bu dünyanın gelişmesi ve daha iyi yarınlara gitmesi için vazgeçilmez olduğunuzdan, durumu kurtarmak için açlıktan öldük; yeni bir düzen kurulduğu zaman, bu düzenin yerleşmesi için, eski düzene bağlı kütleler olarak biz tasfiye edildik (sizler yeni düzenin kurulması için gerekliydiniz, bizse bir şey bilmiyorduk); savaşlarda bizim öldüğümüze dair o kadar çok şey söylendi ki bu konuyu daha fazla istismar etmek istemiyoruz; bir işe, bir okula müracaat edildiği zaman fazla yer yoksa, onlar kazansın, onlar adam olsun diye biz açıkta kaldık; yani özetle, herkes birşeyler yapabilsin diye biz, bir şey yapmamak suretiyle, hep sizler için birşeyler yapmaya çalıştık. bütün bunlar olurken birtakım adamlar da anlayamadığımız sebeplerle anlayamadığımız davalar uğruna yalnız başlarına ölüp gittiler. böylece bugüne kadar iyi (siz) kötü (biz) geldik. bize, sizleri, yargılamak gibi zor ve beklenmeyen bir görev ilk defa verildi; heyecanımızı mazur görün. aramızda hukukçu olmadığı için söz uzatılmadı, sanıkların kendilerini savunmalarına izin verilmedi. gereği düşünüldü. sanıkların ellerinden başarılarının alınmasına oybirliğiyle karar verildi.” diyebileceklerini sananlar. bu rezaletleri ve onları doğuran tembel arzuları ve karında yerleşen ve kafanın azdırdığı iştihaları ve onunla birlikte teşebbüse geçen eli ve bu yaşamak için geldikleri dünyadan kalın arzuları temizlemek isteyenler. “inceleri kalsın yalnız.” diyeceklerini sananlar.
ey ey ey ey tutunamayanlarım!

ve ey,

oğuz ey atay ey hüviyetimizi uzatan adam. ey mevcudiyet-i vücudumuz için müsbit-i yegânemiz. ey musamız. bize bir kudüs veremeyen –ömrünün vefâ etmemesinden oldu bu. burada da bir vefasızlığa dûçâr oldu o, burada da eski dile meftun oldu o.- ama şükür ki sayesinde mikro mısırlılıklarımızda yalnız olmadığımızı anladığımız enbüyükhazinemizaklımızdır sokratı.       ey kamerayı büyük resimde gürültüye gidenlere çeviren tarkvoskymiz. bireyliklerin kızılderililerine, kürtlerine, kıymıklara, kıyıdakilere, kuyudakilere, ey kervancının iplemediklerine imam-ı zaman olan! ey eşyanın kendilerine direndikçe direndiği bizi, kendi içimizde eşyalandıran. bizi ve tüm sınırdatutulukalmışlar’ı kanıtlayacak filozofcuğum ey oğuzcuğum atay ey! de te fabula narratur yüzlüm. tabula rasa avuçlum ey! dönüp dönüp insansızlığa çarpanlara albaylar, bilgeler, dul kadın nurhayat hanımlar, olricler bahşeden türk dosto –aynı zamanda kürt dostu-. ey iki katlı ahşap evleri ruhlarımıza sanatoryum kılan tabib-i verem. nurol! ey kederimize klas veren. ey halı desenlerinde kaybolanların piri. ey mukadderatımıza mükemmel bir mizah ikram eden mükerrem! ey yahudaların ifşacısı, isaların sırdaşı baba hû! nur içinde ve hurilerle uyu! –onları sevdiğini biliyoruz-.


*: eski bir beddua. tam tersine, dua olduğu da iddia edilmiştir. son tahlilde artıkhemduamsınhemdebedduam gibi bir şeye dönüşme ihtimali de yok değildir. allahualem…



ANAM ANAM BU NE ÇAĞ... - Tezgâh Fanzin - Sayı: 6

ANAM ANAM BU NE ÇAĞ
BU NE KODUĞUMUN ÇAĞI BÖYLE KENDİ GÖZÜNÜ PARMAKLIYOR
BU NE MÜTTEFİKLİ


sevgili Jeanne d'Arc,
sana, toplu taşıma aracından yazıyorum
evet,  o kadar kötü.


ı.

gel kazı içimdeki ezintiyi
bir kilim ser, otur
çıkının aç, aypedini çıkar: Endless
gözüme hangi damar gidiyor kes onu
kulağıma hangisi, dilime, derime, burnuma
kes hepsini
anneyi çıkar at, babanın cesedine tükür-
-me öf bile deme
sen İsacısın İbrahimcisin Habilcisin
hay sen kahrol e mi.

ağu sen,
ağulanan,
ağıtlayan ax unut
kaçanların sessizliği
koyuculuğu, kesifçiliği
vahşetî dirimler
barbarlık nedir bilen
feciyliklerle.
-bu kan içilmez mi!-

ıı.

hazırlanan kim
sıradaki koşuya
hazırlanan terli.
deli şehvet,
insan körlüğü,
seyyar cehennem,
ve aramak denen o aptalca şeyle.

halk için halk huzurunda,
çıplak ayak ve ter içinde, jan içinde
k i m
b u
h a z ı r l a n a n
kitap defter zülcenâheyn.

o sesini yükseltmeye
bağıra bağıra kısık
tazeye tazeye kız
ine ine yağmur
kimdir algıların namusuyla böyle gülle gibi oynayan
gördüğünü Türkçe’ye
ÇEVİREN
musibet mağazasından
GİYİNEN
melâmet
DAR GELEN
DERT HUNİSİ KALBİNE
Kabil keder-
-Lİ,
Toplum-
-LU.
kim bu hazırlanan
mecliste
İSTENMEMEYE
200 kerre
PERSONA NON GRATA
milyon kere
MARJO
kim bu
GÖRKSÜZ ŞAN İLE MESTUR.

sapanlı cinâyetler
barbarlığı öpüp başa koymalar
şehri gölgelemeler
ooh ooh da kim kim kim izinsiz ölümlere...

-cellâtları koruyun bu seri kara-





eski kul - Tezgâh Fanzin - Sayı: 5



günlük dilde felsefe gibi şekersin lâzımsın.




I.      

keşke korkuluk olsaydı o koşan
keşke ben.
        
elimi yanağıma koydum: Öcalan.
fakat isayanağı’na üstünlük taslamıyorum
emingöz’ün Mekke’ye dalgınlığından munîs değilim
fakat bir muamma da değil
-çok garip bir fakat daha-
çelimsiz de üstelik.

kendime bakamıyorum halk kıskanıyor:
büyük balık/küçük balık/ben
-sermâye denize işiyor-

bu son ıslaklığı yerin
adaşım ölüler umut verirken
yağmurun resmettiği:     
yitiği olan bir aile yılları ne olarak sarar
yeni doğanlara o isim verilir
anısına bekâ…
anısı?
bir edâya dalıp gitmişken:
gülüşü aynı dayısı.


II.

içime bir korku düştü
şaşırdı karşılaştığı korkuya:
sağlıklı kanımla tok:
        
biri kapağı atmak deyimini ilk kez kullanır
yeni ayakkabılarını deneme sabırsızlığıyla
kürttür.
konuyla ilgisi vardır mutlaka.
        
asma filizini çiğner Erdoğan’ı düşünürüz
bize sağladığı faydaları
bize yaptığı kötülükleri
rükûdan uğultu
secdeye dökülmeyen dünyam
sızlak dünya görüşüm
bu sonucu kime göstersek ey
bunca kırgın soy…
ey.

III.

o kelimenin geçtiği tek paragraftın Türkçe'de.
kaybolmadı içindeki tıkırtı
hep bir işkil hep bir işkil

kenar mahalle tefekkürümle ben
bütün iyi insanlar bizimle sanıyordum
toslatınca durdu el tıkırdadı akıl
kalp son damlalarını aktaran bir hortum
dişleri döküldü gözün:
müthiş bir salınış harika bir çakılış
duvarın ağzı açıkta kalmıştır.

reklamlar:
koynuna almak istersin
sarmak başını okşamak
elma gibi soyuyorlar televizyon karşısında
bayrak gösteriyorlar, parmak açıyorlar
bizde filmin sonu anlaşılmaz.

VI.
        
belki boş reçel mevzuu da hikâyedir
jakuziler vardır başka şeyler anlarsınız ya felsefe uvertürü
        

:sen anımsama lan it!