HİKMET IV (Heyecanla): İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği
için, korkunun görgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara
düşüyor insan, dostlarım! Hikmet II
de, başına gelecekleri sezdiği halde, yaşadığını görmek ve göstermek amacıyla
evlendi işte; büyük korkular ve olumsuzluklar içinde çırpınan Hikmet I'i gördükten sonra bu karara
vardı. Hikmet I'e hiç benzememek
için ve herkese benzemek için evlendi. Bütün Hikmet I'i içinden söküp atamadığı halde, terzinin siyah elbisesini
getirmesini heyecanla bekledi. HİKMET I:
Yapamayacaksın, olmayacak. Terleyeceksin, 'teşekkür ederim' yerine 'bir şey
değil" diyeceksin. Gel, kendini büsbütün rezil etme; insanlığın sana
bağladığı ümitleri boşa çıkarma canım kardeşim. Kısa sürecek tesellilere
kapılma. Hikmetleri, sonu belirsiz yollara sürükleme. HİKMET IV: Bu yakarışları Hikmet
II duymuyordu; bir kadının yumuşaklığına ve senkimsegibideğilsinciliğine
ihtiyacı vardı. İyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı
olmak istiyordu. Bütün ümidini buna bağlamıştı. HİKMET II: Çok zayıflamıştım. Yüzüm ortaya çıksın diye uzun
saçlarımı kestirmiştim. Bütün davetiyeleri hazırlamıştık. 'Biz' diye bir şey
ortaya çıkmıştı. HİKMET IV: Ev ev
dolaştınlmıştı. Bir oyun hayvanı gibi herkese teşhir edilmişti. Uzun süre
dağlarda gizlenen eşkiyanın, düze indirildikten sonraki acıklı durumuna
düşmüştü. HİKMET II Bir tanıdığın
arabasını rica ederek nikâh dairesine taksiyle gelmekten kurtulmuştum. Hali
vakti yerinde bir insan gibi evlenecektim. Binanın kapısına ulaştığım zaman
kendimden geçmiştim. HİKMET IV:
Ondan sonrasını, hakim bey, hatırlamıyordu. Salon kalabalık mıydı? Herhalde
kalabalıktı. Resimlerini de çekmişlerdi; çünkü, gözleri kamaşmıştı. Uzunlu
kısalı, kadınlı erkekli bir takım canlılar önünden geçmişti. HİKMET I Ah ne olurdu her şeyi tamam
hatırlasaydı! İnsanın ilk evliliği bir kere olurdu. Kimler gelmişti? Defteri
nasıl imzalamıştı? Bu kadar heyecanlanacak ne vardı? Sonunda sadece hatıralar
kalmayacak mıydı? Yoksa her şey unutulacak mıydı? Öyleyse bu işkencelere
katlanmanın ne gereği vardı? Ah ah ah ahtı. HİKMET IV: Arabanın çiçeklerle süslenmemiş olması olumlu bir
davranıştı. Çiçekler arasında babasıyla, sahte annesiyle - evet gerçek annesi
gerçekten ölmüştü - kaympederiyle ve kaynanasıyla çektirilen resimden
kaçınılmazdı. Peki, öksüz Sevgi'nin babasıyla annesi de nereden çıkmıştı?
Efendim şöyle olmuştu: Süleyman Turgut Bey, son günlerinde gizlice evlenmişti.
Peki, kadın sonra ne olmuştu? Süleyman Bey ölürken neredeydi? Efendim, bu durum
da şöyle olmuştu: Süleyman Turgut Bey bu kadına bir iki parça arsasını filan
bağışlamıştı; fakat, ben öldükten sonra ortada görünmeyeceksin, miras hakkından
vazgeçeceksin demişti. Kadın da razı olmuştu: Arsaları satan kadın umduğu
parayı elde edemeyince Sevgi'nin başına musallat olmuştu. Yani küçük çapta bir
rezalet mi çıkmıştı? Evet çıkmıştı. Peki sahte kayınpeder nereden çıkmıştı?
Efendim kadın sonradan evlenemez miydi? Mesele bu kadar basitti. Peki neden
bunlar Sevgilerin Hikmetlerin başına gelmişti? Neden birçok insan böyle can
sıkıcı durumlara düşmüyordu? Efendim işte yalnız bunun izahı basit değildi. HİKMET I Canım herhalde çiçekler de
arabaya yerleştirilmişti, bazılarına da bahşiş verilmişti. Canım nasıl olur da
bunları hatırlamazsın Hikmet II'ciğim?
Hiç olmazsa başkalarından duyduklarına dayanarak hatırlamış gibi yapamaz mısın?
HİKMET II: Ne yaptığımı bilmiyordum.
Evlendiğimi biliyordum. Resim çektirmiş olduğumu bile unutmuştum sonradan.
Fakat bir takım resimler olduğunu ve bunları Sevgi'yle birlikte seyrettiğimizi
hatırlıyorum. Şimdi Hikmet IV'ün
evinde böyle resimler bulunmadığına göre, bu hususta da yanılmış olabilirim. HİKMET IV: Hikmet V'ten bahsetmeye kimsenin hakkı yoktur. O alçak bir şehvet
düşkünüdür, sapıktır. Bilge'yi mahvetmiştir. İnsanlara 4 km uzaktan ikinci
dereceden bilinmeyen kuvvetlerle işkence etmekten hoşlanmıştır. Bilge'ye böyle
işkenceler yapmıştır. Sevgi'yle evliyken Bilge'nin bacaklarına bakmıştır.
Bilge'yle dolaşırken sokakta gördüğü kızların bacaklarına içi gitmiştir.
Kiminle birlikte olmuşsa, ötekinin bacaklarına bakmıştır. Fransa Büyük
İhtilaline de ihanet etmiştir. Dilencilerden ve delilerden nefret etmiştir.
Şimdi belasını bulmuştur. Şimdi ben hükümdarım. Bütün Hikmetler öldü, yaşasın Hikmet VI! HİKMET III: Susturun şu deliyi. Bütün Hikmetleri birbirine
düşürecek. HİKMET VI: Yalan! Hepiniz
bir olup beni küçümsediniz, bütün suçlarınızı benim üstüme attınız.
İşkencelerden beni sorumlu tuttunuz. Beni serbest bırakın, sayın başhekim. Bu
sapıkları yakalayın! Sorarım size! Beni heyecanlandırmayın. Ne soracağımı
unuttum işte. Evet, Bilge'ye geçmiş günlerin acısını ben mi çektirdim? İçinde
yaşayamayacağım; bir gecekonduya ben mi girdim? Korkularınızdan ben mi
sorumluyum. Bana baskı yaptınız, benden utandınız. Beni kimsenin önüne, insan
içine çıkarmadınız. Ha - ha. Fakat hepinizi gömdüm sonunda işte. Ha - ha.
Gerçekten ha -ha. Sizin hiciv dolu, öldürücü, sahte ha - halannız gibi değil,
bütün dehşet vericiliğiyle ha-ha işte. Kara bir güneş gibi tepenize doğan ha -
ha. Artık kimseyi dinlemiyorum, başıma buyruk oldum. Evlenmeseydiniz efendim,
Bilge'ye aşık olmasaydınız, gecekondu hayalleri ve albay masalları
kurmasaydınız, yaşamasaydmız. Yaşamak, yaşlanmak demektir, ölmek demektir. Ben
ebedi gençliğin sırrını buldum; artık hep genç kalacağım ben, ha - ha. Damarlarımdaki
kanın verdiği hızla büyük girişimleri başaracağım, Fransa İhtilâli Büyük
yapacağım. Bütün mesele kelimelerse, kelimelerle istediğim gibi oynayacağım. Kelimelerle
yeni bir akıl kuracağım. (Sahnenin bir köşesi aydınlanır. Marat, Danton ve Jan
Jacques Rousseau görünür.) (Marat, Hikmet Vl'nın yanına yaklaşır.) MARAT
(Çekinerek): Affedersiniz, Fransa ihtilaline nereden gidilir? HİKMET: Benim aklımdan geçilerek.
Yürüyün çocuklar! Önümüzde dokunulmamış bir ülke var. Büyük bir ülke var
çocuklar. Herkes çıldırdı çocuklar. Gelin, onlara doğru yolu gösterelim.
İhtilalimizi yapalım. Sonra büyük emelimizi gerçekleştirir, ülkece İsviçre'ye
tedaviye gideriz. Göller bölgesine yerleşiriz. Gölün kenarında kıpırdamadan,
ama hiç kıpırdamadan yatarız. Güneşin batışını seyrederiz. Kimsenin düzenini
bozmayız ki bizi oradan atmasınlar. Buna çok dikkat etmeli çocuklar. Yoksa bizi
de, halka yaptıkları gibi, demir parmaklıklı binaların gerisinde korurlar. Yaramazlık
yapmazsak çocuklar, şehir meydanında dolaşmamıza ve saat kulesini seyretmemize
ve daha birçok şeye izin verirler. Burjuva çocuklarına yaptıkları gibi bize
para gönderirler. Çünkü o zaman çok paramız olacak çocuklar. Her ihtilalcinin
birkaç kuruşu olur. Biz de bu parayla, yediği darbelerden içine çökmüş
kafataslarımızı onarmaya çalışırız. Bakarsınız çöküntüler zamanla kaybolur, bir
lastik topun çukurları nasıl kendiliğinden düzelirse, biz de öyle düzeliriz.
Bir lastik top gibi, çocuklar. Lastik canım, bildiğimiz lastik çocuklar: Yumuş
ak, kivrımsız... Yoruldum albayım, yoruldum yoruldum.
8 Nisan 2014 Salı
7 Nisan 2014 Pazartesi
5 Nisan 2014 Cumartesi
Al Eyvanda Han Kalmadı/Türkü
Al eyvanda han kalmadı
Beylikte sultan kalmadı
Sende bende hal kalmadı
Oy oy oy yandım elinden
Tutaydım saraydım ince belinden
Al eyvanın han yokuşu
Söküldü mestin dikişi
Ömre bedel bir gülüşü
Al eyvanda hal işlerim
Hançerimi gümüşlerim
Hem severim hem düşlerim
18 Mart 2014 Salı
Newroz Nasıl Kürtlerin Oldu? - Delal Aydın Elhüseyni - Kürt Tarihi Dergisi
Newroz’un kökeni antik döneme kadar uzanıyor. 21 Mart’ın Mezopotamya’da baharın gelişini simgeleyen gün olarak kutlanıldığı biliniyor. Ancak bugünkü Irani içeriğiyle Newroz derin bir şekilde Zerdüşt inanç sistemine dayanıyor. İranın müslümanlaştırılmasından sonra Newroz, İslami inançlara uyarlanarak varlığını sürdürmeyi başardı. Nitekim, 21 Mart bugün de Iranda yılbaşı olarak kabul edilmektedir. Kürtlerin yaşadığı bölgelerin de dâhil olduğu eski Büyük İran m egemen olduğu tüm topraklarda, yani Azerbaycan, Afganistan ve Orta Asya Cumhuriyetlerinde Newroz kutlanmaktadır. Newroz yine Iran, Suriye ve Türkiye’deki bütün Kürt hareketleri tarafından ortak bir ulusal bayram olarak kabul edilmektedir.
Newroz’daki ayrımın bütün Kürt hareketleri tarafından kurucu mit olarak benimsenen Kawa efsanesinde, yani bayramın neden kutlandığı konusunda düğümlendiğini söyleyebiliriz. Kawa efsanesi eski metinler içerisinde en bütünlüklü olarak Firdevsi’nin Şehnamesinde anlatılıyor. Şehname’deki Kawa efsanesi şöyle özetlenebilir: Dehak adında zalim bir hükümdar vardır, şeytan onu bir şekilde kandırır ve omuzlarından öper. Dehak’ın omuzlarında iki kara yılan başı belirir. Bunları kestikçe tekrar yılan başları belirmektedir. Bunun üzerine hekimler Dehak’a bunları kesmekle baş edemeyeceğini, bunun yerine genç insanların beyinleriyle bu yılanları beslemesi gerektiğini önerirler.
Newroz'daki ayrımın bütün Kürt hareketleri tarafından kurucu mit olarak benimsenen Kawa efsanesinde, yani bayramın neden kutlandığı konusunda düğümlendiğini söyleyebiliriz. Kawa efsanesi eski metinler içerisinde en bütünlüklü olarak Firdevsi'nin Şehname'sinde anlatılıyor.
Böylece Dehak’ın adamları her gün iki genci öldürüp beyinlerini yılanlara yedirmeye başlar. Bir süre sonra sarayın aşçısının bu duruma gönlü elvermez ve gençlerden birini öldürüp diğerini serbest bırakmaya başlar, salıverdiği gencin beyninin yerine de koyun beyni koyar. Aşçı serbest bıraktıklarına “insanların yaşadığı yerlerde yaşama, ıssız yerlere ve dağlara git” der. Firdevsi burada “işte bugünkü Kürt kavmi bunlardan türemiştir” demektedir. Dehak’ın adamları demircilik yapan Kawa’nm son çocuğunu da almaya geldiklerinde Kawa saraya gider. O sırada iktidarı konusunda kaygı içinde olan Dehak “ileri gelenlerle” görüşme halindedir. Bu kişilere kendisini desteklediklerini belirten belgeyi henüz imzalatmıştır. Dehak Kawa yı huzuruna kabul eder, onu dinler ve kendisinin adil bir hükümdar olduğunu ve destekleneceğini içeren belgeyi imzalaması karşılığında oğlunu serbest bırakacağını söyler. İleri gelenler “bu doğru düzgün konuşmasını bilmeyen” adamı Dehak’ın muhatap kabul etmesine şaşırırlar. Kawa belgeyi imzalamayı reddeder, orada bulunanlara bağırır ve demirci önlüğünü bayrak yaparak sarayın önünde isyan başlatır. Kawa ve ona katılanlar Dehak’tan sonra hükümdar olacak olan Feridun’un yanma giderler ve onun yanında Dehak’a karşı savaşırlar. Şehnamede Newroz kral Cemşid ile ilgili başka bir hikâye olarak anlatılmaktadır ve Feridun’un zaferinin Mihrican bayramı olarak kutlanmaya başlandığı belirtilmektedir.1
Bugün Kawa efsanesi Newroz’la birleştirilmiş durumdadır ve anlatıdaki müstakbel kral Feridun kaybolmuştur. Kawa sarayın önünde büyük bir ateş yakar, dağlarda yaşayanlar da bunun isyan ateşi olduğunu anlayıp meşaleler yakarak düze inerler, Kawa’yla birlikte sarayı basıp Dehak’ı öldürürler. Newroz bugün Kürtler için “zalime karşı direniş”in kutlandığı bir halk isyanı günüdür.
Bu yazı bir mitin nasıl ve hangi süreçlerden geçerek bugünkü anlamını kazandığını, diğer bir deyişle Newroz un nasıl Kürtlerin kılındığını anlatıyor. Gerçekten de Newroz un tarihine bakmak Kürtlerin bu ülkedeki hallerini anlamak için bir prizma işlevi görebilir. Bu açıdan Kawa efsanesi hakkında Türkiye’deki Kürt hareketinin farklı dönemlerindeki anlatılarını incelemek Newroz mitinin inşa süreci ve değişen dönemlere göre neleri ifade ettiği konusunda bize ışık tutabilir.
Kawa efsanesinin ulus inşasında araç olarak kullanılmasının ilk örneğini Jin dergisi sergiledi. Dergi “Kürdistan Teali Cemiyeti” üyeleri tarafından 1918-1919 yılları arasında çıkarılmaktaydı, ilk sayıdaki “Maksadımız” başlıklı yazıda derginin yayınlanma nedeni şöyle anlatılıyordu:
"Jin şahsi bir menfaat için çıkmıyor. O’nun hedefi, uzun asırlardan beri ihmal edilen Kürd tarihsel yaşamına, ulusal haklarına, edebiyat ve sosyolojisine dair yayında bulunmaktır. Kanaatimize göre Kürd milletine milletler topluluğunda layık olduğu mevkiyi hazırlamayı başarabilmek, asrın anlayışına uygun bir çalışma biçimini ele almakla mümkündür.2"
Türk ittihatçılarıyla aynı politik programı paylaşan Jin yazarlarının hedefi geleneksel Kürt toplumundan Avrupalı anlamda modern bir ulus yaratmaktı ve her modern ulus gibi Kürtlerin kendi “özel günlerini” “tayin etmeye” çalışıyorlardı.3 Bu hedef doğrultusunda Kawa efsanesi, Kürtleri diğer milletlerden ayıran, Kürtlere mahsus bir “ulusal olay”ın anlatısı olarak kurulmaktaydı. “Kawa olayı tamamen farklı olarak bir yılbaşı (sersal) günü olarak anılmaktaydı.5
Bildiğimiz gibi Kürt Teali Cemiyeti hedeflerine ulaşamadı ve Kawa efsanesine ve Newroz’a dair bu inşa çabası kesintiye uğradı. Ancak yıllar sonra İhsan Nuri Paşa başka bir girişimde bulundu. Ağrı isyanının komutanı olan İhsan Nuri Paşa, isyanın bastırılmasından sonra Iranda Kürtlerin Kökeni adlı bir kitap yayınladı. Kitabında milliyetçi bir aydın olarak ayrı bir Kürt milletinin varlığını kanıtlamaya çalışıyordu.
Önsöz bölümünde İhsan Nuri bu çabasını şöyle gerekçelendirmekteydi:
"Mezar taşlarıyla övünülmemesi gerektiği söylenir, ama ulusların özgürlük duygularını oluşturmak ve güçlendirmek, atalarının şanlı geçmişini bilmeye bağlıdır. ...Amacım Kürt ve Kürdistan tarihi yazmak olmayıp varlığı diğer ırklar nezdinde yok sayılmak üzere kararlaştırılan İrani köken den bir topluma hizmetim söz konusudur."6
Kürtlerin kökenini bulma çabası İhsan Nuri'yi de Kawa efsanesine ulaştırdı. Ancak Ihsan Nuri Kawa efsanesinin kudanacağı günü “Tol Hıldan” bayramına göre belirledi. Yenilmiş bir isyanın komutanlığını yapmış İhsan Nuri için “intikam alış” anlamına gelen bu bayram efsane için daha anlamlı gelmiş olmalı. Ayrıca Newroz un İran edebiyatındaki geniş yerini, dolayısıyla sadece Kürdere özgü bir bayram olamayacağını düşündüğü de kitabından anlaşılıyor. İhsan Nuri'nin mit inşa etme çabası kendine bir ses bulamadı çünkü kitabı Türkçe'ye ancak 1977'de çevrilebildi. Bu dönemde sosyalist ve anti sömürgeci bir çizgide yer alan Kürt örgüderi Kawa efsanesini yepyeni bir biçimde inşa etmişlerdi bile. Öncelikle Newroz bayramı ve Kawa efsanesi birleştirilmişti.7 Dahası Kawa artık “ezilen Kürt halkının, önlüğünü bayrak yaparak direnen proleter öncüsüydü. Öyle ki adını efsaneden alan Kawa dergisi demirci Kawa'yi “Kürdistan'ın Spartaküs u” olarak tanımladı.8 Rızgarî dergisindeki bir yazıdan alınan aşağıdaki pasaj bu yeni ruhu açık bir biçimde yansıtmaktadır:
...Devrimciler, kendi halklarının demokratik muhtevalı değerlerinin mirasçılarıdırlar. Kendi tarihi geçmişi üzerine oturmayan ve tarihindeki devrimci değerlerin, oluşumların mirasçısı olmayan bir hareketin başarı şansı azdır. Eksikliğine, aksaklığına rağmen geçmişe sahip çıkmak ve bunu günümüzün bilimsel teorik belirlemeleri içinde eriterek tekrar halka götürmek zorunluluğu vardır.
Rızgari'nin özgürlüğe ve zulme başkaldırıyı simgeleyen ateşlerin yakıldığı Newroz gününde çıkışı bir tesadüf değildir. Üstlenilen görevin bir ürünüdür ve bir parçasıdır.
Birçok neden ile birlikte Newroz da barbarlığa ve zulme karşı isyanın yol göstericisi olmuştur. Sosyal hayatta derin izleri bulunan mitolojik bir simgedir Newroz. Newroz emperyalist-sömürgecilerin baskı ve zulümleri için tek başına bir neden değildir. Saldırılan bir hedef kapatılması gereken bir gediktir. Çünkü Newrozda Kürtler, gaddar; despot bir hükümdarı hatırlarlar. Bu hükümdar; Dahak’tır. Dahak’ın omuzlarındaki iki yılana her gün Dahakin cellatlarının iki genç insanın kafasını kopardığını bilirler. Ve bilirler ki, hiç bir müstebit, halkları ebediyen zincire vuramaz. Bir Kawe çıkar; demirci Kavoey yıkar saltanatını D ah aklların. Önlüğünü bayrak yaparak halkların o harikulade gücünü kale burçlarına diker?
Bu dönem 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle sona erdiğinde Newroz artık Kürt hareketlerinin yanı sıra Türkiye’deki sosyalist hareketler tarafından da biliniyor ve benimseniyordu. Ancak Newroz’un geleneksel olarak kutlandığı yerler dışında10 halk arasında yaygın olarak kutlanmaya başlandığından söz etmek mümkün görünmüyor. Newroz’a dair etkinlikler Kürt örgütlerinin düzenledikleri geceler ve yaptıkları eylemlerle sınırlı kalmıştı.
Nevvroz'un inşasındaki başarı karşısında devletin yaklaşımı şiddetle sınırlı kalmadı, bu alternatif hikâyeyi soğurmaya yönelik aktif bir tutum izlendi.
Devrimcilerin Newroz heyecanını halkla paylaşabilir hale gelmeleri 12 Eylül darbesinden sonra mümkün olabildi. Darbe döneminde Diyarbakır cezaevindeki işkenceler sonucunda 21 Mart gününde kendini asarak intihar eden Mazlum Doğan direnişin simgesi haline geldi ve PKK tarafından “Çağdaş Kawa” olarak ilan edildi. PKK söylemindeki Çağdaş Kawa da yoksuldu ancak “proleter bir öncü” olmaktan daha çok “yok edilmeye çalışılan Kürtlük’u diriltmek için kendisini feda etmiş bir kahramandı. Newroz günleri “zalimT.C.’ye karşı ayaklanma (serhıldan) günleri olarak tanımlandı ve Newroz, bir direniş miti olarak PKK söyleminin merkezine yerleştirildi.
Öyle ki, parti kırmızı yıldızın ortasında orak çekiç figürü olan bayrağını 1995 yılında yine kırmızı yıldızın ortasındaki Newroz ateşini simgeleyen meşale figürüyle değiştirdi.
Özellikle 1990 yılından itibaren Newroz günlerinde yapılan eylemler Kürt hareketinin kitleselleşmesinin bir göstergesi haline geldi. Güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmaların şiddeti ya da daha genel olarak Newroz’un nasıl geçtiği, takip eden günlerde Kürt sorununa dair tartışmaların hızlanmasına zemin yaratır oldu. Diğer yandan devlet görevlilerinin bayramı Nevruz adıyla resmi olarak kutlamaya başlaması ve bu kutlamalarda Newroz’un aslında bir Türk bayramı olduğu temasının işlenmesi yaşanan çatışmaya yeni bir ideolojik boyut getirdi. Böylece Newroz, tam anlamıyla ideolojik bir savaş alanı haline dönüştü.
Gerçekten de Newroz’un inşasındaki başarı karşısında devletin yaklaşımı şiddetle sınırlı kalmadı, bu alternatif hikâyeyi soğurmaya yönelik aktif bir tutum izlendi. Bunun için Abdulhaluk Çay’ın yıllar geçtikçe sayfa sayısı artan Türk Ergenekon Bayramı Nevruz kitabındaki iddiaları esas alındı.11 Ana akım medyanın bazı köşe yazarları tarafından bile alayla karşılanan devletin Nevruz politikası egemen ideolojinin nasıl işlediğini gözler önüne sermesi açısından oldukça ilgi çekiciydi. Kısa sürede uygulanmak zorunda kalınan resmi Nevruz faaliyetleri devletin ideolojik aygıtlarının neler olduğunu adeta tek tek ifşa ediyorlardı. İlk olarak 1991 yılında Kültür Bakanlığı Nevruzun Türk Ergenekon Bayramı olarak ülke çapında kutlanacağını açıkladı. 1992 yılı Newroz unda bakanlığın hazırladığı bildiriler İstanbul’da polis helikopterleriyle dağıtıldı. Bakanlık daha sonra Newroz’un geleneksel olarak Türk kültürünün bir parçası olduğunu kanıtlamaya yönelik yoğun bir çabaya girişti. Bu çaba kapsamında “Uluslararası 1. Nevruz koşusu”, “Geleneksel Nevruz Yürüyüşü”, Nevruz konulu resim sergisi, Nevruz içerikli Kukla-Karagöz gösterisi, Mehter Takımı konserleri, bahar şarkıları konserleri, halk konserleri, halk oyunları, cirit gösterileri, PTT anma pulları, Milli Piyango “Nevruz Özel Çekilişi” gibi etkinlikler yer aldı. Bunların yanı sıra, Kültür Bakanlığı, çeşitli ülkelerdeki kutlamalar hakkında broşürler ve “Ergenekon’dan göçen Kızılderililerin Nevruzu nasıl kutladıklarını anlatan Kaya ile Sinan Nevruz Şenliklerinde gibi okul kitapları hazırladı. 1993 yılındaki Alparslan Türkeş’in düzenlediği Türk Kurultayı devletin Nevruz politikasında önemli bir yere sahiptir. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakanı Süleyman Demirel, KKTC cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan yardımcısı Erdal İnönü, Kültür bakanı Fikri Sağlar ve diğer devlet erkânının katıldığı kurultaydaki ana tema yeni dağılmış olan Sovyetler Birliğinden ayrılan Türki Cumhuriyetler ile kültürel ve ekonomik ortaklık oluşturmaktı. Liderler hep beraber demir döverek Ergenekon efsanesinin aracılığıyla Türk birliğinin önemini vurguladılar.
1995 yılından itibaren Atatürk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu’na bağlı olan Atatürk Kültü: Merkezi Başkanlığı (AKMB) “kavramların bulanıklığını gidermek gerektiğini” ifade ederek resm Nevruz faaliyetlerinin öncülüğünü üstlendi.12 Ku rumun düzenlediği uluslararası kongrelere devle erkânının yanı sıra Türki cumhuriyetlerden akademisyenler de katılıyordu. Ayrıca AKMB tarafından Nevruzun Mete Han’dan beri Türk bayramı olduğunu iddia eden dergi ve kitaplar yayınladı ve Newroz eylemlerinde sıkça kullanılan sarı kırmızı yeşil renklerinin de Türk renkleri olduğu ilan edildi.13 Resmi Nevruz faaliyetleri arasında en ilgi çekici olanlardan biri de kuşkusuz Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı “ulusal birlik ve beraberlik” temalı Nevruz hutbeleriydi. Bu hutbeler Nevroza dair resmi söylemi ve bu söylemdeki değişimleri aynen yansıtıyorlardı. Çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleri Nevruzun bir Türk Ergenekon bayramı olduğuna dair açıklamalar yaptılar, hatta bazıları resmi Nevruz kutlamalarına ateşin üzerinden Mehter Takımı’nın çaldığı hücum marşı ve öğrencilerin “Allah Allah” nidalarıyla atlayarak aktif olarak katıldılar, valilerle birlikte kampüste demir dövüp yumurta tokuşturdular. Ordu görevlileri de, devlet protokolüne uygun bir biçimde valiliklerin Nevruz kutlamalarına katıldılar. Bugüne gelindiğinde resmi Nevruz kutlamaları protokol olarak sürse de devlet yetkilileri Newroz üzerine olan ideolojik savaştaki eski coşkularını yitirmiş görünüyorlar. Ote yandan, Türkiye’nin her yerinde milyonlarca Kürt Newroz’u kutluyor ve Newroz’un bir Kürt bayramı olduğu artık yaygın olarak kabul görüyor.
Yaklaşık olarak yüz yıllık bir zaman dilimini kapsayan bu sürece baktığımızda Newroz’un Kürt hareketleri tarafından hegemonik kültürde yeri bulunmayan ya da göz ardı edilen bir öğe, bir alternatif hikâye olarak ele alındığını görmekteyiz.14 Bu özelliğiyle Newroz karşı-hegemonya yaratmayı mümkün kılan bir araç olarak değerlendirildi. Kürt devrimcilerinin örneğin Selahaddin Eyyubi gibi tarihsel bir figür yerine tekrar ve tekrar demirci önlüğünü bayrak yaparak zalim krala karşı isyan başlatan Kawa’ya referans vermeleri Kürtlerin kendilerini içinde buldukları toplumsal gerçeklikten, yani Kürtlerin maruz kaldığı zulümden ayrı düşünülemez. Bu açıdan Newroz, Walter Benjamin’in ifadesiyle “tek bir felaket”ten ibaret olan “tarihin sürekliliğini parçalama” girişimi olarak da okunabilir. Benjamin şöyle ifade ediyor bunu; “Her takvimin ilk günü, tarih içinde zamanın akışını değiştiren makine işlevi görür. Bayram günleri, anma günleri olarak tekrar tekrar karşımıza çıkan aslında hep aynı gündür.”15 Türk Ergenekon Bayramı olan Nevruz ise zulmü sürdürme çabasından başka bir şey değildir. Bana göre Newroz’daki “w” işte bunları ifade ediyor.
DİPNOTLAR
- Şehname’den alıntılar için bkz. Warner, A. G. and Warner, E. 1909. The Shahnama of Firdausi. London: Kegan Paul, Trench, Truebner and Co.
- Dergiden yapılan alıntılar dil açısından sadeleştirilmiştir. Yapılan alıntının özgün hali şöyledir: ‘Jm şahsi bir menfaat için çıkmıyor. O’nun hedefi, uzun asırlardan beri ihmal edlen Kürd hayat-ı tarihiyesine, hukuk-ı milliyesine, edebiyat ve içtimaiyatına dair neşriyatta bulunmaktır. Kanaatimize göre
Kürd milletine cemiyatgah-ı milelde layık olduğu mevkii ihzare zaferyab olabilmek, asrın telakkilerine muvafık bir tarz-ı mesai ittihazıyle kabildir. Bozarslan, M.E. 1985-7. (Trans.) Jin, Vol. 1,2,5. Uppsala.
- Özellikle bkz. Memduh Selim, “Eyyam-ı Mahsusamızı Tesbit Meselesi”, Vol. 16, Bozarslan, M.E. 1985-7. (Çev..) Jin, Uppsala.
- Bkz. Kürdiye Bitlisi (Halil Hayali), “Kawa Efsanesi”, Vol 1 ve Memduh Selim, “Kawe Yevm-i Mahsusu 31 Tabax (August)”, Vol. 21, Bozarslan, M.E. 1985-7. (Trans.) Jin, Uppsala.
- Bkz. “Sersar, Vol. 14 ve Memduh Selim, “Kawe Yevm-i Mahsusu 31 Tabax (August)”, Vol. 21Bozarslan, M.E. 1985-7. (Trans.) Jin, Uppsala.
- İhsan Nuri. 1976. Kürtlerin Kökeni, çev. M.Tayfun.
- Daimi Cengiz bu birleştirmenin İran’daki Kürtler tarafından yapıldığını ve daha sonra Irak ve Türkiye’deki Kürtlere aktarıldığını iddia etmektedir. Aktaran Gürdal Aksoy. 1998. Bir Söylence Bir Tarih: Newroz, Ankara: Yurt, s. 16.
- Özellikle bkz. “Sömürgecilik ve Milli Mesele”, Kava, Vol.l, 1 December 1978.
- Rızgari, Vol.l,March 1976.
- Örneğin Mehdi Zana ve Nurettin Elhüseyni 1970’li yıllardan önce de Newroz’un Silvan’da geleneksel olarak kutlandığını ve Kawa efsanesinin dengbejler tarafından anlatılıyor olduğunu belirtmektedirler.
- Karşılaştırma için bkz. Çay, A. M.1985. Türk Ergenekon Bayramı Nevruz. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü ve Çay, A. M. 1999. Newruz Türk Ergenekon Bayramı. Ankara: Tamga.
- Bkz. http://www.akmb.gov.tr. 13 Kurumun Nevruz üzerine olan yayınları için özellikle bkz. Reşat Genç tarafından hazırlanan Nevruz ve Renkler (1996) ve Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi (2004), ayrıca Bilge Dergisi sayıları.
- Bkz. Williams, R. 1977. Marxism and Literature. Oxford: Oxford University Press.
- Walter Benjamin, 1993. “Tarih Kavramı Üzerine”, çev. Nurdan Gürbilek, Metis.
12 Mart 2014 Çarşamba
25 Şubat 2014 Salı
22 Şubat 2014 Cumartesi
21 Şubat 2014 Cuma
Paranın 'Kadın' Üzerinden İlerleyen Saltanatı Üstüne 3 Haber
Balık için bedenini satan kadınlar: Kenya
Kenya'nın batısındaki Victoria Gölü'nün kıyılarında, yoksul kadın pazarcılar geçimlerini sağladıkları balıkları temin edebilmek için, balıkçılarla cinsel ilişkiye girmek zorunda kalıyor.
Kenya'daki bu tehlikeli ve yerleşik uygulamayı ortadan kaldırmak için bazı girişimler var. Azar azar da olsa, bu ticarete karışanların sayısı azalıyor.
Ancak 'seks karşılığında balık' ticaretinin tamamiyle yol edilmesi için, toplumun içinde cinsiyete bakışın ve kafa yapısının değiştirilmesi gerek.
Almanya, Avrupa'nın genelevi mi oluyor:
Resepsiyonda kırmızı-beyaz bornozlar içinde adamlar dolaşıyor. Barda sigara dumanları arasında yüksek topuklu ayakkabılar giyen kadınlar oturuyor. Müşterilerle sohbet edip kahkaha atıyorlar.
6 milyon euroya mal olan Paradise 2008'de açılmış. İçinde bir restoran, sinema, spa ve her gün yüzlerce erkek müşteriyi ağırlayan 31 özel oda var.Burası Paradise; (Cennet) Almanya Stuttgart'ta bir genelev. Avrupa'nın en büyüklerinden biri ve yasal.
Almanya seks işçiliğini 2002'de yasallaştırmıştı.
Şimdi bu sektörün yılda 16 milyar Euro'luk bir büyüklüğe ulaştığı belirtiliyor.
Seks işçiliğini diğer mesleklerin statüsüne koymaktaki amaç, bu işi yapan kadınları aracılardan kurtarmaktı.
Almanya'da seks işçileri sigortalı olarak çalışıyor, devletin sağlık sigortası sisteminden yararlanabiliyor.
Berlin'de çalıştığı genelevden iki yıl önce Stuttgart'a gelen 22 yaşındaki Hannah, "Kendinizi güvende hissediyorsunuz. Sokakta, birlikte olduğunuz adamla ne olacağını bilmeden çalışmak gibi değil" diyor.
Ancak Almanya'da bazı kesimler, hükümetin bu sektöre ilişkin liberal yaklaşımın başarısız olduğunu, seks işçiliğini yasallaştırmanın Almanya'yı "Avrupa'nın genelevine dönüştürmekte olduğunu" söylüyor.
Son 20 yıl içinde Almanya'da seks işçilerinin sayısı ikiye katlanarak 400,000'e çıktı.
'Mega genelevler'
Şimdi piyasada "mega genelev"lerin hâkimiyeti var. Bu genelevler, daha çok Almanya'ya otobüslerle gelen turistlere hizmet veriyor.
Buralarda çalışan kadınların çoğu Romanya ve Bulgaristan gibi Doğu Avrupa vatandaşları.
Emma dergisinin editörü, feminist yazar Alice Schwarzer, Almanya'daki seks işçiliği yasalarının İsveç'teki gibi olması için kampanya yürütüyor.
İsveç'te "seks hizmetleri" için para ödemek yasak, para almak yasak değil. Yani para ödeyen erkek cezalandırılıyor, kadın ceza almıyor.
Avrupa, giderek bu modele kayıyor. Aralarında Fransa'nın da bulunduğu yedi ülkede İsveç'teki yasaların örnek alınması planlanıyor.
İngiltere'de seks ticareti konusunda bir parlamento komisyonu tarafından başlatılan araştırmanın sonuçlarının gelecek ay yayımlanması bekleniyor. Komisyonun İsveç modelini önermesi bekleniyor.
Halihazırda İngiltere'de seks için para ödemek de, almak da teknik olarak yasal. Ama seks için aracılık yapmak, genelev çalıştırmak ve seks işçilerinin sokaklarda müşteri araması yasak.
Ancak Avrupa'nın herhangi bir yerinde yasaların sıkılaştırılması, insanları diğer ülkelere yöneltiyor.
Almanya'da Fransa sınırı yakınlarındaki genelev sahipleri, seks işçiliğiyle ilgili yeni yasaların yürürlüğe girmesinden sonra Fransa'dan müşteri akını yaşanmasını bekliyor.
Stuttgart'taki Paradise genelevi, bir zincirin parçası.
Orta Avrupa ülkelerinde dört genelevi daha olan şirket, Saarbrucken kentinde, sınırın birkaç yüz metre yakınlarında yeni bir genelev açmaya hazırlanıyor.
Şirketin pazarlama müdürü Michael Beretin, "Fransız yasalarında yapılacak değişiklikle, seks için para ödeyen erkekler cezalandırılacak. Bu bize piyango çıkması gibi bir şey. Fransız müşterilerin sayısı artacak. Bu yüzden yerimiz harika" diyor.
Saati 80 dolara profesyonel kucaklama: ABD
Seks için para ödemek ya da para karşılığı cinsel ilişkiye girmek yeni değil; hatta buna dünyanın en eski mesleği deniyor.
Peki ama kucaklaşmak, ya da birine sarılmak için para ödeyen olur mu?
New York'ta Ali C. adlı bir kadın, saati 80 dolara kucaklaşma, sarılma hizmet veren bir şirket kurdu.
Ali C. verdiği hizmetin kucaklaşmadan öteye gitmeyen bir iş olduğunu önemle vurguluyor.
19 Şubat 2014 Çarşamba
18 Şubat 2014 Salı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)
