8 Nisan 2014 Salı

HİKMET-I-II-III-IV-V-VI

HİKMET IV (Heyecanla): İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun görgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım! Hikmet II de, başına gelecekleri sezdiği halde, yaşadığını görmek ve göstermek amacıyla evlendi işte; büyük korkular ve olumsuzluklar içinde çırpınan Hikmet I'i gördükten sonra bu karara vardı. Hikmet I'e hiç benzememek için ve herkese benzemek için evlendi. Bütün Hikmet I'i içinden söküp atamadığı halde, terzinin siyah elbisesini getirmesini heyecanla bekledi. HİKMET I: Yapamayacaksın, olmayacak. Terleyeceksin, 'teşekkür ederim' yerine 'bir şey değil" diyeceksin. Gel, kendini büsbütün rezil etme; insanlığın sana bağladığı ümitleri boşa çıkarma canım kardeşim. Kısa sürecek tesellilere kapılma. Hikmetleri, sonu belirsiz yollara sürükleme. HİKMET IV: Bu yakarışları Hikmet II duymuyordu; bir kadının yumuşaklığına ve senkimsegibideğilsinciliğine ihtiyacı vardı. İyi romanların okuyucusu olmaktansa, kötü romanların kahramanı olmak istiyordu. Bütün ümidini buna bağlamıştı. HİKMET II: Çok zayıflamıştım. Yüzüm ortaya çıksın diye uzun saçlarımı kestirmiştim. Bütün davetiyeleri hazırlamıştık. 'Biz' diye bir şey ortaya çıkmıştı. HİKMET IV: Ev ev dolaştınlmıştı. Bir oyun hayvanı gibi herkese teşhir edilmişti. Uzun süre dağlarda gizlenen eşkiyanın, düze indirildikten sonraki acıklı durumuna düşmüştü. HİKMET II Bir tanıdığın arabasını rica ederek nikâh dairesine taksiyle gelmekten kurtulmuştum. Hali vakti yerinde bir insan gibi evlenecektim. Binanın kapısına ulaştığım zaman kendimden geçmiştim. HİKMET IV: Ondan sonrasını, hakim bey, hatırlamıyordu. Salon kalabalık mıydı? Herhalde kalabalıktı. Resimlerini de çekmişlerdi; çünkü, gözleri kamaşmıştı. Uzunlu kısalı, kadınlı erkekli bir takım canlılar önünden geçmişti. HİKMET I Ah ne olurdu her şeyi tamam hatırlasaydı! İnsanın ilk evliliği bir kere olurdu. Kimler gelmişti? Defteri nasıl imzalamıştı? Bu kadar heyecanlanacak ne vardı? Sonunda sadece hatıralar kalmayacak mıydı? Yoksa her şey unutulacak mıydı? Öyleyse bu işkencelere katlanmanın ne gereği vardı? Ah ah ah ahtı. HİKMET IV: Arabanın çiçeklerle süslenmemiş olması olumlu bir davranıştı. Çiçekler arasında babasıyla, sahte annesiyle - evet gerçek annesi gerçekten ölmüştü - kaympederiyle ve kaynanasıyla çektirilen resimden kaçınılmazdı. Peki, öksüz Sevgi'nin babasıyla annesi de nereden çıkmıştı? Efendim şöyle olmuştu: Süleyman Turgut Bey, son günlerinde gizlice evlenmişti. Peki, kadın sonra ne olmuştu? Süleyman Bey ölürken neredeydi? Efendim, bu durum da şöyle olmuştu: Süleyman Turgut Bey bu kadına bir iki parça arsasını filan bağışlamıştı; fakat, ben öldükten sonra ortada görünmeyeceksin, miras hakkından vazgeçeceksin demişti. Kadın da razı olmuştu: Arsaları satan kadın umduğu parayı elde edemeyince Sevgi'nin başına musallat olmuştu. Yani küçük çapta bir rezalet mi çıkmıştı? Evet çıkmıştı. Peki sahte kayınpeder nereden çıkmıştı? Efendim kadın sonradan evlenemez miydi? Mesele bu kadar basitti. Peki neden bunlar Sevgilerin Hikmetlerin başına gelmişti? Neden birçok insan böyle can sıkıcı durumlara düşmüyordu? Efendim işte yalnız bunun izahı basit değildi. HİKMET I Canım herhalde çiçekler de arabaya yerleştirilmişti, bazılarına da bahşiş verilmişti. Canım nasıl olur da bunları hatırlamazsın Hikmet II'ciğim? Hiç olmazsa başkalarından duyduklarına dayanarak hatırlamış gibi yapamaz mısın? HİKMET II: Ne yaptığımı bilmiyordum. Evlendiğimi biliyordum. Resim çektirmiş olduğumu bile unutmuştum sonradan. Fakat bir takım resimler olduğunu ve bunları Sevgi'yle birlikte seyrettiğimizi hatırlıyorum. Şimdi Hikmet IV'ün evinde böyle resimler bulunmadığına göre, bu hususta da yanılmış olabilirim. HİKMET IV: Hikmet V'ten bahsetmeye kimsenin hakkı yoktur. O alçak bir şehvet düşkünüdür, sapıktır. Bilge'yi mahvetmiştir. İnsanlara 4 km uzaktan ikinci dereceden bilinmeyen kuvvetlerle işkence etmekten hoşlanmıştır. Bilge'ye böyle işkenceler yapmıştır. Sevgi'yle evliyken Bilge'nin bacaklarına bakmıştır. Bilge'yle dolaşırken sokakta gördüğü kızların bacaklarına içi gitmiştir. Kiminle birlikte olmuşsa, ötekinin bacaklarına bakmıştır. Fransa Büyük İhtilaline de ihanet etmiştir. Dilencilerden ve delilerden nefret etmiştir. Şimdi belasını bulmuştur. Şimdi ben hükümdarım. Bütün Hikmetler öldü, yaşasın Hikmet VI! HİKMET III: Susturun şu deliyi. Bütün Hikmetleri birbirine düşürecek. HİKMET VI: Yalan! Hepiniz bir olup beni küçümsediniz, bütün suçlarınızı benim üstüme attınız. İşkencelerden beni sorumlu tuttunuz. Beni serbest bırakın, sayın başhekim. Bu sapıkları yakalayın! Sorarım size! Beni heyecanlandırmayın. Ne soracağımı unuttum işte. Evet, Bilge'ye geçmiş günlerin acısını ben mi çektirdim? İçinde yaşayamayacağım; bir gecekonduya ben mi girdim? Korkularınızdan ben mi sorumluyum. Bana baskı yaptınız, benden utandınız. Beni kimsenin önüne, insan içine çıkarmadınız. Ha - ha. Fakat hepinizi gömdüm sonunda işte. Ha - ha. Gerçekten ha -ha. Sizin hiciv dolu, öldürücü, sahte ha - halannız gibi değil, bütün dehşet vericiliğiyle ha-ha işte. Kara bir güneş gibi tepenize doğan ha - ha. Artık kimseyi dinlemiyorum, başıma buyruk oldum. Evlenmeseydiniz efendim, Bilge'ye aşık olmasaydınız, gecekondu hayalleri ve albay masalları kurmasaydınız, yaşamasaydmız. Yaşamak, yaşlanmak demektir, ölmek demektir. Ben ebedi gençliğin sırrını buldum; artık hep genç kalacağım ben, ha - ha. Damarlarımdaki kanın verdiği hızla büyük girişimleri başaracağım, Fransa İhtilâli Büyük yapacağım. Bütün mesele kelimelerse, kelimelerle istediğim gibi oynayacağım. Kelimelerle yeni bir akıl kuracağım. (Sahnenin bir köşesi aydınlanır. Marat, Danton ve Jan Jacques Rousseau görünür.) (Marat, Hikmet Vl'nın yanına yaklaşır.) MARAT (Çekinerek): Affedersiniz, Fransa ihtilaline nereden gidilir? HİKMET: Benim aklımdan geçilerek. Yürüyün çocuklar! Önümüzde dokunulmamış bir ülke var. Büyük bir ülke var çocuklar. Herkes çıldırdı çocuklar. Gelin, onlara doğru yolu gösterelim. İhtilalimizi yapalım. Sonra büyük emelimizi gerçekleştirir, ülkece İsviçre'ye tedaviye gideriz. Göller bölgesine yerleşiriz. Gölün kenarında kıpırdamadan, ama hiç kıpırdamadan yatarız. Güneşin batışını seyrederiz. Kimsenin düzenini bozmayız ki bizi oradan atmasınlar. Buna çok dikkat etmeli çocuklar. Yoksa bizi de, halka yaptıkları gibi, demir parmaklıklı binaların gerisinde korurlar. Yaramazlık yapmazsak çocuklar, şehir meydanında dolaşmamıza ve saat kulesini seyretmemize ve daha birçok şeye izin verirler. Burjuva çocuklarına yaptıkları gibi bize para gönderirler. Çünkü o zaman çok paramız olacak çocuklar. Her ihtilalcinin birkaç kuruşu olur. Biz de bu parayla, yediği darbelerden içine çökmüş kafataslarımızı onarmaya çalışırız. Bakarsınız çöküntüler zamanla kaybolur, bir lastik topun çukurları nasıl kendiliğinden düzelirse, biz de öyle düzeliriz. Bir lastik top gibi, çocuklar. Lastik canım, bildiğimiz lastik çocuklar: Yumuş ak, kivrımsız... Yoruldum albayım, yoruldum yoruldum.

5 Nisan 2014 Cumartesi

Al Eyvanda Han Kalmadı/Türkü


Al eyvanda han kalmadı
Beylikte sultan kalmadı
Sende bende hal kalmadı


Oy oy oy yandım elinden
Tutaydım saraydım ince belinden


Al eyvanın han yokuşu
Söküldü mestin dikişi
Ömre bedel bir gülüşü


Al eyvanda hal işlerim
Hançerimi gümüşlerim
Hem severim hem düşlerim


18 Mart 2014 Salı

Newroz Nasıl Kürtlerin Oldu? - Delal Aydın Elhüseyni - Kürt Tarihi Dergisi



Newroz’un kökeni antik döne­me kadar uzanıyor. 21 Mart’ın Mezopotamya’da baharın gelişini simgeleyen gün olarak kutlanıldığı biliniyor. Ancak bugünkü Irani içeriğiyle Newroz derin bir şekilde Zerdüşt inanç siste­mine dayanıyor. İranın müslümanlaştırılmasından sonra Newroz, İslami inançlara uyar­lanarak varlığını sürdürmeyi başardı. Nitekim, 21 Mart bugün de Iranda yılbaşı olarak kabul edilmektedir. Kürtlerin yaşadığı bölgelerin de dâhil olduğu eski Büyük İran m egemen oldu­ğu tüm topraklarda, yani Azerbaycan, Afganis­tan ve Orta Asya Cumhuriyetlerinde Newroz kutlanmaktadır. Newroz yine Iran, Suriye ve Türkiye’deki bütün Kürt hareketleri tarafından ortak bir ulusal bayram olarak kabul edilmek­tedir.

Newroz’daki ayrımın bütün Kürt hareket­leri tarafından kurucu mit olarak benimsenen Kawa efsanesinde, yani bayramın neden kut­landığı konusunda düğümlendiğini söyleyebi­liriz. Kawa efsanesi eski metinler içerisinde en bütünlüklü olarak Firdevsi’nin Şehnamesinde anlatılıyor. Şehname’deki Kawa efsanesi şöyle özetlenebilir: Dehak adında zalim bir hüküm­dar vardır, şeytan onu bir şekilde kandırır ve omuzlarından öper. Dehak’ın omuzlarında iki kara yılan başı belirir. Bunları kestikçe tekrar yılan başları belirmektedir. Bunun üzerine he­kimler Dehak’a bunları kesmekle baş edemeye­ceğini, bunun yerine genç insanların beyinleriyle bu yılanları beslemesi gerektiğini önerirler.
Newroz'daki ayrımın bütün Kürt hareketleri tarafından kurucu mit olarak benimsenen Kawa efsanesinde, yani bayramın neden kutlandığı konusunda düğümlendiğini söyleyebiliriz. Kawa efsanesi eski metinler içerisinde en bütünlüklü olarak Firdevsi'nin Şehname'sinde anlatılıyor.
Böylece Dehak’ın adamları her gün iki genci öldü­rüp beyinlerini yılanlara yedirmeye başlar. Bir süre sonra sarayın aşçısının bu duruma gönlü elvermez ve gençlerden birini öldürüp diğerini serbest bırakmaya başlar, salıverdiği gencin bey­ninin yerine de koyun beyni koyar. Aşçı serbest bıraktıklarına “insanların yaşadığı yerlerde yaşama, ıssız yerlere ve dağlara git” der. Firdevsi burada “işte bugünkü Kürt kavmi bunlardan türemiştir” demektedir. Dehak’ın adamları demircilik yapan Kawa’nm son çocuğunu da almaya geldiklerinde Kawa saraya gider. O sırada iktidarı konusunda kaygı içinde olan Dehak “ileri gelenlerle” görüş­me halindedir. Bu kişilere kendisini destekledik­lerini belirten belgeyi henüz imzalatmıştır. Dehak Kawa yı huzuruna kabul eder, onu dinler ve kendi­sinin adil bir hükümdar olduğunu ve desteklenece­ğini içeren belgeyi imzalaması karşılığında oğlunu serbest bırakacağını söyler. İleri gelenler “bu doğ­ru düzgün konuşmasını bilmeyen” adamı Dehak’ın muhatap kabul etmesine şaşırırlar. Kawa belgeyi imzalamayı reddeder, orada bulunanlara bağırır ve demirci önlüğünü bayrak yaparak sarayın önünde isyan başlatır. Kawa ve ona katılanlar Dehak’tan sonra hükümdar olacak olan Feridun’un yanma giderler ve onun yanında Dehak’a karşı savaşırlar. Şehnamede Newroz kral Cemşid ile il­gili başka bir hikâye olarak anlatılmaktadır ve Feridun’un zaferinin Mihrican bayramı olarak kutlanmaya başlandığı belirtilmektedir.1

Bugün Kawa efsanesi Newroz’la birleştiril­miş durumdadır ve anlatıdaki müstakbel kral Fe­ridun kaybolmuştur. Kawa sarayın önünde büyük bir ateş yakar, dağlarda yaşayanlar da bunun isyan ateşi olduğunu anlayıp meşaleler yakarak düze inerler, Kawa’yla birlikte sarayı basıp Dehak’ı öl­dürürler. Newroz bugün Kürtler için “zalime kar­şı direniş”in kutlandığı bir halk isyanı günüdür.

Bu yazı bir mitin nasıl ve hangi süreçlerden geçerek bugünkü anlamını kazandığını, diğer bir deyişle Newroz un nasıl Kürtlerin kılındığını an­latıyor. Gerçekten de Newroz un tarihine bakmak Kürtlerin bu ülkedeki hallerini anlamak için bir prizma işlevi görebilir. Bu açıdan Kawa efsanesi hakkında Türkiye’deki Kürt hareketinin farklı dö­nemlerindeki anlatılarını incelemek Newroz mi­tinin inşa süreci ve değişen dönemlere göre neleri ifade ettiği konusunda bize ışık tutabilir.

Kawa efsanesinin ulus inşasında araç olarak kullanılmasının ilk örneğini Jin dergisi sergiledi. Dergi “Kürdistan Teali Cemiyeti” üyeleri tarafın­dan 1918-1919 yılları arasında çıkarılmaktaydı, ilk sayıdaki “Maksadımız” başlıklı yazıda dergi­nin yayınlanma nedeni şöyle anlatılıyordu:

"Jin şahsi bir menfaat için çıkmıyor. O’nun hedefi, uzun asırlardan beri ihmal edilen Kürd ta­rihsel yaşamına, ulusal haklarına, edebiyat ve sos­yolojisine dair yayında bulunmaktır. Kanaatimize göre Kürd milletine milletler topluluğunda layık olduğu mevkiyi hazırlamayı başarabilmek, asrın anlayışına uygun bir çalışma biçimini ele almakla mümkündür.2"

Türk ittihatçılarıyla aynı politik programı paylaşan Jin yazarlarının hedefi geleneksel Kürt toplumundan Avrupalı anlamda modern bir ulus yaratmaktı ve her modern ulus gibi Kürt­lerin kendi “özel günlerini” “tayin etmeye” çalı­şıyorlardı.3 Bu hedef doğrultusunda Kawa ef­sanesi, Kürtleri diğer milletlerden ayıran, Kürtlere mahsus bir “ulusal olay”ın anlatısı olarak kurulmaktaydı. “Kawa olayı tamamen farklı olarak bir yılbaşı (sersal) günü olarak anılmaktaydı.5

Bildiğimiz gibi Kürt Teali Cemiyeti hedef­lerine ulaşamadı ve Kawa efsanesine ve Newroz’a dair bu inşa çabası kesintiye uğradı. Ancak yıllar sonra İhsan Nuri Paşa başka bir girişimde bulundu. Ağrı isyanının komutanı olan İhsan Nuri Paşa, isyanın bastırılmasından sonra Iranda Kürtlerin Kökeni adlı bir kitap yayınladı. Kitabında milliyetçi bir aydın olarak ayrı bir Kürt milletinin varlığını kanıtlamaya çalışıyordu. 

Önsöz bölümünde İhsan Nuri bu çabasını şöyle gerekçelendirmekteydi:

"Mezar taşlarıyla övünülmemesi gerektiği söylenir, ama ulusların özgürlük duygularını oluş­turmak ve güçlendirmek, atalarının şanlı geçmişi­ni bilmeye bağlıdır. ...Amacım Kürt ve Kürdistan tarihi yazmak olmayıp varlığı diğer ırklar nezdinde yok sayılmak üzere kararlaştırılan İrani köken den bir topluma hizmetim söz konusudur."6

Kürtlerin kökenini bulma çabası İhsan Nuri'yi de Kawa efsanesine ulaştırdı. Ancak Ih­san Nuri Kawa efsanesinin kudanacağı günü “Tol Hıldan” bayramına göre belirledi. Yenilmiş bir is­yanın komutanlığını yapmış İhsan Nuri için “in­tikam alış” anlamına gelen bu bayram efsane için daha anlamlı gelmiş olmalı. Ayrıca Newroz un İran edebiyatındaki geniş yerini, dolayısıyla sade­ce Kürdere özgü bir bayram olamayacağını dü­şündüğü de kitabından anlaşılıyor. İhsan Nuri'nin mit inşa etme çabası kendine bir ses bulamadı çünkü kitabı Türkçe'ye ancak 1977'de çevrilebildi. Bu dönemde sosyalist ve anti sömürgeci bir çizgi­de yer alan Kürt örgüderi Kawa efsanesini yepyeni bir biçimde inşa etmişlerdi bile. Öncelikle New­roz bayramı ve Kawa efsanesi birleştirilmişti.7 Dahası Kawa artık “ezilen Kürt halkının, önlüğü­nü bayrak yaparak direnen proleter öncüsüydü. Öyle ki adını efsaneden alan Kawa dergisi de­mirci Kawa'yi “Kürdistan'ın Spartaküs u” olarak tanımladı.8 Rızgarî dergisindeki bir yazıdan alı­nan aşağıdaki pasaj bu yeni ruhu açık bir biçimde yansıtmaktadır:

...Devrimciler, kendi halklarının demokratik muhtevalı değerlerinin mirasçılarıdırlar. Kendi tarihi geçmişi üzerine oturmayan ve tarihindeki devrimci değerlerin, oluşumların mirasçısı olma­yan bir hareketin başarı şansı azdır. Eksikliğine, aksaklığına rağmen geçmişe sahip çıkmak ve bunu günümüzün bilimsel teorik belirlemeleri içinde erite­rek tekrar halka götürmek zorunluluğu vardır.
Rızgari'nin özgürlüğe ve zulme başkaldırıyı simgeleyen ateşlerin yakıldığı Newroz gününde çıkı­şı bir tesadüf değildir. Üstlenilen görevin bir ürünü­dür ve bir parçasıdır.
Birçok neden ile birlikte Newroz da barbar­lığa ve zulme karşı isyanın yol göstericisi olmuştur. Sosyal hayatta derin izleri bulunan mitolojik bir simgedir Newroz. Newroz emperyalist-sömürgecilerin baskı ve zulümleri için tek başına bir neden değildir. Saldırılan bir hedef kapatılması gereken bir gediktir. Çünkü Newrozda Kürtler, gaddar; despot bir hükümdarı hatırlarlar. Bu hükümdar; Dahak’tır. Dahak’ın omuzlarındaki iki yılana her gün Dahakin cellatlarının iki genç insanın kafasını kopardığını bilirler. Ve bilirler ki, hiç bir müstebit, halkları ebediyen zincire vuramaz. Bir Kawe çıkar; demirci Kavoey yıkar saltanatını D ah aklların. Önlü­ğünü bayrak yaparak halkların o harikulade gücünü kale burçlarına diker?

Bu dönem 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle sona erdiğinde Newroz artık Kürt hareketlerinin yanı sıra Türkiye’deki sosyalist hareketler tarafın­dan da biliniyor ve benimseniyor­du. Ancak Newroz’un geleneksel olarak kutlandığı yerler dışında10 halk arasında yaygın olarak kut­lanmaya başlandığından söz etmek mümkün görünmüyor. Newroz’a dair etkinlikler Kürt örgütlerinin düzenledikleri geceler ve yaptıkları eylemlerle sı­nırlı kalmıştı.

Nevvroz'un inşasındaki başarı karşısında devletin yaklaşımı şiddetle sınırlı kalmadı, bu alternatif hikâyeyi soğurmaya yönelik aktif bir tutum izlendi.

Devrimcilerin Newroz heyecanını halkla paylaşabilir hale gelmeleri 12 Eylül darbesin­den sonra mümkün olabildi. Darbe döneminde Diyarbakır cezaevindeki işkenceler sonucunda 21 Mart gününde kendini asarak intihar eden Mazlum Doğan direnişin simgesi haline geldi ve PKK tarafından “Çağdaş Kawa” olarak ilan edil­di. PKK söylemindeki Çağdaş Kawa da yoksuldu ancak “proleter bir öncü” olmaktan daha çok “yok edilmeye çalışılan Kürtlük’u diriltmek için ken­disini feda etmiş bir kahramandı. Newroz günleri “zalimT.C.’ye karşı ayaklanma (serhıldan) günle­ri olarak tanımlandı ve Newroz, bir direniş miti olarak PKK söyleminin merkezine yerleştirildi.


Öyle ki, parti kırmızı yıldızın ortasında orak çe­kiç figürü olan bayrağını 1995 yılında yine kırmı­zı yıldızın ortasındaki Newroz ateşini simgeleyen meşale figürüyle değiştirdi.

Özellikle 1990 yılından itibaren Newroz günlerinde yapılan eylemler Kürt hareketinin kitleselleşmesinin bir göstergesi haline geldi. Güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmaların şiddeti ya da daha genel olarak Newroz’un nasıl geçtiği, takip eden günlerde Kürt sorununa dair tartışmaların hızlanmasına zemin yaratır oldu. Diğer yan­dan devlet görevlilerinin bayramı Nevruz adıyla resmi olarak kutlamaya başlaması ve bu kutlama­larda Newroz’un aslında bir Türk bayramı olduğu temasının işlenmesi yaşanan çatışmaya yeni bir ideolojik boyut getirdi. Böylece Newroz, tam an­lamıyla ideolojik bir savaş alanı haline dönüştü.

Gerçekten de Newroz’un inşasındaki başarı karşısında devletin yaklaşımı şiddetle sınırlı kal­madı, bu alternatif hikâyeyi soğurmaya yönelik aktif bir tutum izlendi. Bunun için Abdulhaluk Çay’ın yıllar geçtikçe sayfa sayısı artan Türk Ergenekon Bayramı Nevruz kitabındaki iddiaları esas alındı.11 Ana akım medyanın bazı köşe yazarları tarafından bile alayla karşılanan devletin Nevruz politikası egemen ideolojinin nasıl işlediğini göz­ler önüne sermesi açısından oldukça ilgi çekiciydi. Kısa sürede uygulanmak zorunda kalınan resmi Nevruz faaliyetleri devletin ideolojik aygıtlarının neler olduğunu adeta tek tek ifşa ediyorlardı. İlk olarak 1991 yılında Kültür Bakanlı­ğı Nevruzun Türk Ergenekon Bayramı olarak ülke çapında kutlanacağını açıkladı. 1992 yılı Newroz unda bakanlığın hazırladığı bildiriler İstanbul’da polis helikopterleriyle dağıtıldı. Ba­kanlık daha sonra Newroz’un geleneksel olarak Türk kültürünün bir parçası olduğunu kanıtlama­ya yönelik yoğun bir çabaya girişti. Bu çaba kap­samında “Uluslararası 1. Nevruz koşusu”, “Gele­neksel Nevruz Yürüyüşü”, Nevruz konulu resim sergisi, Nevruz içerikli Kukla-Karagöz gösterisi, Mehter Takımı konserleri, bahar şarkıları konser­leri, halk konserleri, halk oyunları, cirit gösterileri, PTT anma pulları, Milli Piyango “Nevruz Özel Çekilişi” gibi etkinlikler yer aldı. Bunların yanı sıra, Kültür Bakanlığı, çeşitli ülkelerdeki kutla­malar hakkında broşürler ve “Ergenekon’dan gö­çen Kızılderililerin Nevruzu nasıl kutladıklarını anlatan Kaya ile Sinan Nevruz Şenliklerinde gibi okul kitapları hazırladı. 1993 yılındaki Alparslan Türkeş’in düzenle­diği Türk Kurultayı devletin Nevruz politikasında önemli bir yere sahiptir. Dönemin Cumhurbaş­kanı Turgut Özal, Başbakanı Süleyman Demirel, KKTC cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Başbakan yardımcısı Erdal İnönü, Kültür bakanı Fikri Sağ­lar ve diğer devlet erkânının katıldığı kurultayda­ki ana tema yeni dağılmış olan Sovyetler Birli­ğinden ayrılan Türki Cumhuriyetler ile kültürel ve ekonomik ortaklık oluşturmaktı. Liderler hep beraber demir döverek Ergenekon efsanesinin aracılığıyla Türk birliğinin önemini vurguladılar.

1995 yılından itibaren Atatürk Dil ve Ta­rih Yüksek Kurumu’na bağlı olan Atatürk Kültü: Merkezi Başkanlığı (AKMB) “kavramların bula­nıklığını gidermek gerektiğini” ifade ederek resm Nevruz faaliyetlerinin öncülüğünü üstlendi.12 Ku rumun düzenlediği uluslararası kongrelere devle erkânının yanı sıra Türki cumhuriyetlerden akademis­yenler de katılıyordu. Ayrıca AKMB tarafından Nevruzun Mete Han’dan beri Türk bay­ramı olduğunu iddia eden dergi ve kitaplar yayınladı ve Newroz eylemlerinde sıkça kullanılan sarı kırmızı yeşil renklerinin de Türk renkleri olduğu ilan edildi.13 Resmi Nevruz faaliyetleri arasında en ilgi çekici olanlardan biri de kuşkusuz Diyanet İşleri Başkanlığının yayınladığı “ulusal birlik ve beraberlik” temalı Nevruz hutbeleriydi. Bu hutbe­ler Nevroza dair resmi söylemi ve bu söylemdeki değişimleri aynen yansıtıyorlardı. Çeşitli üniversi­telerden öğretim üyeleri Nevruzun bir Türk Ergenekon bayramı olduğuna dair açıklamalar yaptılar, hatta bazıları resmi Nevruz kutlamalarına ateşin üzerinden Mehter Takımı’nın çaldığı hücum marşı ve öğrencilerin “Allah Allah” nidalarıyla atlayarak aktif olarak katıldılar, valilerle birlikte kampüste demir dövüp yumurta tokuşturdular. Ordu görevli­leri de, devlet protokolüne uygun bir biçimde vali­liklerin Nevruz kutlamalarına katıldılar. Bugüne gelindiğinde resmi Nevruz kutlama­ları protokol olarak sürse de devlet yetkilileri Newroz üzerine olan ideolojik savaştaki eski coşkularını yitirmiş görünüyorlar. Ote yandan, Türkiye’nin her yerinde milyonlarca Kürt Newroz’u kutluyor ve Newroz’un bir Kürt bayramı olduğu artık yaygın olarak ka­bul görüyor.

Yaklaşık olarak yüz yıl­lık bir zaman dilimini kapsa­yan bu sürece baktığımızda Newroz’un Kürt hareketleri tarafından hegemonik kültür­de yeri bulunmayan ya da göz ardı edilen bir öğe, bir alterna­tif hikâye olarak ele alındığını görmekteyiz.14 Bu özelliğiyle Newroz karşı-hegemonya yaratmayı mümkün kılan bir araç olarak değerlendirildi. Kürt devrim­cilerinin örneğin Selahaddin Eyyubi gibi tarihsel bir figür yerine tekrar ve tekrar demirci önlüğünü bayrak yaparak zalim krala karşı isyan başlatan Kawa’ya referans vermeleri Kürtlerin kendileri­ni içinde buldukları toplumsal gerçeklikten, yani Kürtlerin maruz kaldığı zulümden ayrı düşünülemez. Bu açıdan Newroz, Walter Benjamin’in ifadesiyle “tek bir felaket”ten ibaret olan “tarihin sürekliliğini parçalama” girişimi olarak da oku­nabilir. Benjamin şöyle ifade ediyor bunu; “Her takvimin ilk günü, tarih içinde zamanın akışını değiştiren makine işlevi görür. Bayram günleri, anma günleri olarak tekrar tekrar karşımıza çıkan aslında hep aynı gündür.”15 Türk Ergenekon Bay­ramı olan Nevruz ise zulmü sürdürme çabasından başka bir şey değildir. Bana göre Newroz’daki “w” işte bunları ifade ediyor.



DİPNOTLAR



  1. Şehname’den alıntılar için bkz. Warner, A. G. and Warner, E. 1909. The Shahnama of Firdausi. London: Kegan Paul, Trench, Truebner and Co.

  1. Dergiden yapılan alıntılar dil açısından sadeleştirilmiştir. Yapılan alıntının özgün hali şöyledir: ‘Jm şahsi bir menfaat için çıkmıyor. O’nun hedefi, uzun asırlardan beri ihmal edlen Kürd hayat-ı tarihiyesine, hukuk-ı milliyesine, edebiyat ve içtimaiyatına dair neşriyatta bulunmaktır. Kanaatimize göre
Kürd milletine cemiyatgah-ı milelde layık olduğu mevkii ihzare zaferyab olabilmek, asrın telakkilerine muvafık bir tarz-ı mesai ittihazıyle kabildir. Bozarslan, M.E. 1985-7. (Trans.) Jin, Vol. 1,2,5. Uppsala.

  1. Özellikle bkz. Memduh Selim, “Eyyam-ı Mahsusamızı Tesbit Meselesi”, Vol. 16, Bozarslan, M.E. 1985-7. (Çev..) Jin, Uppsala.

  1. Bkz. Kürdiye Bitlisi (Halil Hayali), “Kawa Efsanesi”, Vol 1 ve Memduh Selim, “Kawe Yevm-i Mahsusu 31 Tabax (August)”, Vol. 21, Bozarslan, M.E. 1985-7. (Trans.) Jin, Uppsala.

  1. Bkz. “Sersar, Vol. 14 ve Memduh Selim, “Kawe Yevm-i Mahsusu 31 Tabax (August)”, Vol. 21Bozarslan, M.E. 1985-7. (Trans.) Jin, Uppsala.

  1. İhsan Nuri. 1976. Kürtlerin Kökeni, çev. M.Tayfun.

  1. Daimi Cengiz bu birleştirmenin İran’daki Kürtler tarafından yapıldığını ve daha sonra Irak ve Türkiye’deki Kürtlere aktarıldığını iddia etmektedir. Aktaran Gürdal Aksoy. 1998. Bir Söylence Bir Tarih: Newroz, Ankara: Yurt, s. 16.

  1. Özellikle bkz. “Sömürgecilik ve Milli Mesele”, Kava, Vol.l, 1 December 1978.

  1. Rızgari, Vol.l,March 1976.

  1. Örneğin Mehdi Zana ve Nurettin Elhüseyni 1970’li yıllardan önce de Newroz’un Silvan’da geleneksel olarak kutlandığını ve Kawa efsanesinin dengbejler tarafından anlatılıyor olduğunu belirtmektedirler.

  1. Karşılaştırma için bkz. Çay, A. M.1985. Türk Ergenekon Bayramı Nevruz. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü ve Çay, A. M. 1999. Newruz Türk Ergenekon Bayramı. Ankara: Tamga.

  1. Bkz. http://www.akmb.gov.tr. 13 Kurumun Nevruz üzerine olan yayınları için özellikle bkz. Reşat Genç tarafından hazırlanan Nevruz ve Renkler (1996) ve Türk Dünyası Nevruz Ansiklopedisi (2004), ayrıca Bilge Dergisi sayıları.

  1. Bkz. Williams, R. 1977. Marxism and Literature. Oxford: Oxford University Press.

  1. Walter Benjamin, 1993. “Tarih Kavramı Üzerine”, çev. Nurdan Gürbilek, Metis.

21 Şubat 2014 Cuma

Paranın 'Kadın' Üzerinden İlerleyen Saltanatı Üstüne 3 Haber

Balık için bedenini satan kadınlar: Kenya




Kenya'nın batısındaki Victoria Gölü'nün kıyılarında, yoksul kadın pazarcılar geçimlerini sağladıkları balıkları temin edebilmek için, balıkçılarla cinsel ilişkiye girmek zorunda kalıyor.


Kenya'daki bu tehlikeli ve yerleşik uygulamayı ortadan kaldırmak için bazı girişimler var. Azar azar da olsa, bu ticarete karışanların sayısı azalıyor.

Ancak 'seks karşılığında balık' ticaretinin tamamiyle yol edilmesi için, toplumun içinde cinsiyete bakışın ve kafa yapısının değiştirilmesi gerek.



Almanya, Avrupa'nın genelevi mi oluyor:

Resepsiyonda kırmızı-beyaz bornozlar içinde adamlar dolaşıyor. Barda sigara dumanları arasında yüksek topuklu ayakkabılar giyen kadınlar oturuyor. Müşterilerle sohbet edip kahkaha atıyorlar.

6 milyon euroya mal olan Paradise 2008'de açılmış. İçinde bir restoran, sinema, spa ve her gün yüzlerce erkek müşteriyi ağırlayan 31 özel oda var.Burası Paradise; (Cennet) Almanya Stuttgart'ta bir genelev. Avrupa'nın en büyüklerinden biri ve yasal.

Almanya seks işçiliğini 2002'de yasallaştırmıştı.

Şimdi bu sektörün yılda 16 milyar Euro'luk bir büyüklüğe ulaştığı belirtiliyor.

Seks işçiliğini diğer mesleklerin statüsüne koymaktaki amaç, bu işi yapan kadınları aracılardan kurtarmaktı.

Almanya'da seks işçileri sigortalı olarak çalışıyor, devletin sağlık sigortası sisteminden yararlanabiliyor.

Berlin'de çalıştığı genelevden iki yıl önce Stuttgart'a gelen 22 yaşındaki Hannah, "Kendinizi güvende hissediyorsunuz. Sokakta, birlikte olduğunuz adamla ne olacağını bilmeden çalışmak gibi değil" diyor.

Ancak Almanya'da bazı kesimler, hükümetin bu sektöre ilişkin liberal yaklaşımın başarısız olduğunu, seks işçiliğini yasallaştırmanın Almanya'yı "Avrupa'nın genelevine dönüştürmekte olduğunu" söylüyor.

Son 20 yıl içinde Almanya'da seks işçilerinin sayısı ikiye katlanarak 400,000'e çıktı.
'Mega genelevler'

Şimdi piyasada "mega genelev"lerin hâkimiyeti var. Bu genelevler, daha çok Almanya'ya otobüslerle gelen turistlere hizmet veriyor.


Buralarda çalışan kadınların çoğu Romanya ve Bulgaristan gibi Doğu Avrupa vatandaşları.

Emma dergisinin editörü, feminist yazar Alice Schwarzer, Almanya'daki seks işçiliği yasalarının İsveç'teki gibi olması için kampanya yürütüyor.

İsveç'te "seks hizmetleri" için para ödemek yasak, para almak yasak değil. Yani para ödeyen erkek cezalandırılıyor, kadın ceza almıyor.

Avrupa, giderek bu modele kayıyor. Aralarında Fransa'nın da bulunduğu yedi ülkede İsveç'teki yasaların örnek alınması planlanıyor.

İngiltere'de seks ticareti konusunda bir parlamento komisyonu tarafından başlatılan araştırmanın sonuçlarının gelecek ay yayımlanması bekleniyor. Komisyonun İsveç modelini önermesi bekleniyor.

Halihazırda İngiltere'de seks için para ödemek de, almak da teknik olarak yasal. Ama seks için aracılık yapmak, genelev çalıştırmak ve seks işçilerinin sokaklarda müşteri araması yasak.

Ancak Avrupa'nın herhangi bir yerinde yasaların sıkılaştırılması, insanları diğer ülkelere yöneltiyor.

Almanya'da Fransa sınırı yakınlarındaki genelev sahipleri, seks işçiliğiyle ilgili yeni yasaların yürürlüğe girmesinden sonra Fransa'dan müşteri akını yaşanmasını bekliyor.

Stuttgart'taki Paradise genelevi, bir zincirin parçası.

Orta Avrupa ülkelerinde dört genelevi daha olan şirket, Saarbrucken kentinde, sınırın birkaç yüz metre yakınlarında yeni bir genelev açmaya hazırlanıyor.


Şirketin pazarlama müdürü Michael Beretin, "Fransız yasalarında yapılacak değişiklikle, seks için para ödeyen erkekler cezalandırılacak. Bu bize piyango çıkması gibi bir şey. Fransız müşterilerin sayısı artacak. Bu yüzden yerimiz harika" diyor.


Saati 80 dolara profesyonel kucaklama: ABD


Seks için para ödemek ya da para karşılığı cinsel ilişkiye girmek yeni değil; hatta buna dünyanın en eski mesleği deniyor.

Peki ama kucaklaşmak, ya da birine sarılmak için para ödeyen olur mu?

New York'ta Ali C. adlı bir kadın, saati 80 dolara kucaklaşma, sarılma hizmet veren bir şirket kurdu.

Ali C. verdiği hizmetin kucaklaşmadan öteye gitmeyen bir iş olduğunu önemle vurguluyor.